Sen Tiryakiliği

DUDAK TİRYAKİLİĞİ.

Senden kurtulmanın tek yolunun bir otobüs yolculuğu olduğuna karar vermiştim. Aklıma senin orada olamayacağın muhtelif şehir gelmişti. umarsızca gidip bir bilet aldım hiç bir şeyi düşünmeden. Otobüsün saati yakındı  ve gelir gelmez hemen yine bana düşen ve bir türlü vazgeçemediğim gam kenarına yerleşmiştim. Gece karanlığa çalıyordu.Uzun boylu ve genç bir adam oturuyordu yanımda. İnceden bir kafa selamı verdim kırmadı kabul etti. Uzun yolculuğa hazırlıyordum duygularımı, gözümü kapattım. Hepsi yanımdaydı içimden bir yoklamaya başladım. Yalnızlık burada, hüzün burada, anılar burada bir saniye eksik var dedim aralarından biri mutluluğu almadık aramıza dedi. Onlarda haklıydı hayatta hep üç yanlış bir doğruyu götürüyordu. Mutluluk burada olursa üçü ’de burada olmayacaktı. Onlarda üçü birleşmişler ve mutluluğu dışlamışlardı. Tabi iki üçü ‘de beynimde hüküm sürüyordu. Bolca hüzne boğuyordu beni öyle ya zaten yalnızlığın dibine vuruyordum bu sıralar. Kendimi avutma faslına geçmiştim yol çizgilerini sayıyordum. Gece karanlığında yol dostu oluyorlardı. Hiçbir şeyden bahsetmiyorlardı ama sanki bitmeyen problemlerimizi andırıyorlardı. Arada bir yanan yol aydınlatmaları gibiydim bir yanıp bir sönüyordum. Çok yakındık ama bir o kadar da uzaktım duygularıma, tam aksine ısınınca da sönmüyordum her geçen defa daha fazla yanıyordum. İlla ki bir gün sönerim umudu içimde bir nebze umut olmuyor da değildi. Ne zaman bitecekti diye düşünürken sessizce

  • Sizi de mi uyku tutmadı, Dedi.

Yok dedim. Güldü kendini tanıttı ben Suat dedi. Bende kendimi tanıttım. Kendinden bahsetti yüzbaşıymış. ilk defa rütbeli bir askerle konuşuyordum. Oda benim gibi duygularından sürgün yemişti belli ki. Belki memleket iyi gelir diyerek kendini atmış bir yolculuğa. şimdi yanımda oturuyor ve sohbet ediyorduk. Çok yorgun gözüküyordu. Sizi bu yollara atan nedir bayım dedi. Güldüm; aynıyız komutanım bende sizin gibi kendimi aramaya çıktım. Belki kendimi bir yerde unutmuşumdur diye umutlandım şimdi yollarda kendimi arıyorum dedim. Peki, rastladın mı izine dedi. Çıkmadı komutanım daha çıkmadı aramaktayım dedim.

İnceden hüzne saat yarımı mola verdik, Bolunun en tepesinde birbirimize baktık. Bir sigara ikram etti, Bir dudak tiryakiliği mevcuttu bende, seninle ilgili en çok aklımda kalan dudaklarındı. öyle ya sen konuşurken ben hep dudaklarına bakardım. En çok dudaklarına tiryakiydim nasıl olsa bir gün sen kanseri olacaktım. Oysa ki bir kadının dudaklarından öpemezdim belki. İlk defa dudaklarını hissederek içtim sigarayı. Oda senin gibi ilk iç çekişte başımı döndürdü. Çok mayhoştu halim, kendimi ayakta zor tutuyordum. İlk defa tütün kokuyordun sevgilim ve ilk defa bana bu kadar yakın. Çay ve sigara gibiydik birimiz birimizi beklemeden bitiyorduk. Beraber olamayan ama her defasında yokluğu hissedilen oluyordun. Bol demli bir çay olacaktı şimdi bu sigaranın yanında sözü kadar gerekliydin kimi zaman. Bolca zifire boğuyordu ikisi de, Çok geçmedi sende bittin ve bir kolonyaya dayanamadın ve uçtu gitti kokun. Yine bu aşkın izmariti ben oluyordum ve yine yerlerde sürünen üstüne üstlük bir sokak dilencisinin yerde bulduğu izmarit gibi belki bir iki nefes daha var umudunu taşıyordum. Fakat sadece tek nefesliktim. Belki kokunu içime çeksem bitecektim. O kadar kalmıştım fazlası yoktu. Birde ‘buraya izmaritinizi atmayınız’ yazısı kadar soğuktum. Gecenin bir yarısında en az benim kadar yalnız bir adamla sohbet ediyordum. Çok keyifli konuları yoktu bu muhabbetin, bir solukluk mola verdiğimiz en az bizim kadar ucuz dinlenme tesisinde hayatımızdan birkaç dakika tüketme çabasındaydık. Bir ara yüzüme baktı Neden gitmiyorsun onun arkasından dedi. Güldüm, komutanım gitmem için de onun benimle olması gerekiyor dedim. Baktı tebessüm etti. Devam ettim, kurşun yarasını bilmiyorum ama aşk bence daha fazla can acıtıyor komutanım. Bazen her gün kurşun yiyorsun ölmüyorsun ama bir aşk gelip tek nefeste öldürüyor işte.  Sonra pekte bir anlamı kalmıyor,  kendinden kalanlara bakıyorsun pekte işe yaramıyor. Nasıl diyorlardı savaştan yaralı kurtulanlara gazi mi diyorlardı, İşte tam bu defa aşk gazi si olup çıkıyorsun. Yaptığın tek dua kalan sağlar senin olsun veya en azından iyi olsun. Aslında komutanım bir ölsek bütün sorun çözülecek ama bir türlü ölemiyoruz o zoruma gidiyor. Her gün bu günde ölür müyüm umudu taşımaktan yoruldum.

Neyse komutanım siz nasıl ölmek istersiniz. Dur tahmin edeyim sizde benim gibi düşünüyorsunuzdur. Uzatmanın bir manası yok değil mi komutanım şimdi ölmeyle yirmi sene sonra ölmenin arasında hiçbir fark yok. Diyorum ya komutanım bir ölsek bütün sorun çözülecek ama bir türlü ölemiyoruz. İleride güzel günlerin olacağını söyleyen bir sürü kişi var inanmayın komutanım, bütün güzel günler kendini mat gri ye bırakıyor bir zaman sonra. Nasıl mı? ne mutluluktan havalara uçuyorsun nede üzüntüden ölüyorsun. Hani bir türkü de bu dert beni iflah etmez diye devam ediyor ya işte bir türlü kurtulamıyorsun. Her gün kalktığında yirmi yıl sonra ki sorunlarını gözden geçiriyorsun. Ulan bu defa mutlu olur muyum diye yaptığın bütün işler teker, teker yerle bir oluyor. Sonra da yirmi sene sonra ki mutluluktan bahsediyorlar. Komutanım bir sürü kişisel gelişim kitaplarında herkes illa ki mutlu olsun ne yapıp edip mutlu olsun diyor. Kimse demiyor ama mutluluk açlık getirir ileride illa ki bir gün daha fazla mutlu olmak isteyecek insanlar diye. İşte o zaman ne yapacaklar komutanım bekleyip göreceğiz ya da siz göreceksiniz bana bir şeyler mırıldanacaksınız. Hani diyor ya komutanım eceli gelen köpek camii duvarına işer diye hepimiz şuan kendi kurduğumuz aşk camii sinin duvarına işiyoruz farkında değiliz…

 

Not: Bu ayın şarkısı, Dario Moreno her akşam sarhoş

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website